8 Temmuz 2010 Perşembe

O birşeyin biraz birşeyi !


Yaş olmuş 15! Aslında 14 ama 15'ten gün almışsan biraz yukarısını söyleyebilirsin içinde bulunduğun yaşın. Arada 17 dediğimiz de olurdu ama inanmazlardı haliyle.
Kesilmiş, yerde arta kalmış ağaç kütüğünden destek alarak çıkma teklifi yaptığımız, selvi boylu kıza yetişmek için türlü numaralar denediğimiz yaştayız uzunca anlatımla! Güzel yaştayız kısaca...
Kabul görmemiş tekliflerimizden, uzun zaman önce kabul görmüş ama isteklerimizi kabullenememiş Ebru Gündeş tarzı kızlardan sıkıldığımızdan mı yoksa enerjimizi çıkmaz sokakta harcayamadığımızdan mı bilinmez; kaçalım dedik sıcak Trakya topraklarına. Aklımızda kalan Mavi Göl filminin turkuazına benzeyen denize, Punk Balkan eğlenceleriyle renklenen gecelerine, sarı saçlı, beyaz tenli, akranımız kızların olduğu mükemmel tatil yöresine gitmek için sıvadık kolları. Pardon sıvadım kollarımı! Hakikatte iki kişiydik. Planı yapan biz ama bizimle gelen, artçımız olan, hiç ayrılamadığımız ikizlerimiz. Ziyanı yoktu, gelsinlerdi. Ammavelakin yürümeye yarayan yerleri kokmadan, düşünmeye yarayan yerleri gayipten varlıklar uydurmadan bir kaçışı beceremiyorlardı. Bunu daha sonra öğrenecektik zaten, yine ziyanı yoktu.
Ben kolları sıvamış, ağırlığımın 3'te 1'i kadar, aziz mertebesine yükselmiş H2O bileşenini evlere taşıyorum. Devir bidon devri... Huniyle aktarıyoruz akışkanı. Devir ilkel, boy kısa, kaslar süper, kafa büyük, kollar kalın, cep boş, ay sonu yolculuk hayali çok hoş...
Ebeveynler endişeli. İzin almıyoruz! 'Gideceğiz' diyoruz. Nerede kalacaksınız sorusuna da yanıtı iki hafta önceden, bir tane köpek çadırı alarak cevabı yapıştırmışız. Dört yeni ergen genç ve tek köpeklik çadır. Evin salonuna, rahatlıkla üç tanesinin sığabileceği büyüklükte olan-ki bizim evin salonu 3 götü zor ağırlar-çadırımızı kurarak deneyimledik. İçerisine sığıyoruz. Sorun diye düşünülen durum artık sorun da değildi üstelik. Tatil güzel geçecekti...
Ay sonunda; eski usulle söyleyeyim 'elli iki milyon lira' para kazanmıştım. Bazıları için küçük ama tatil ve benim için büyük paraydı. Fena da olmamıştı hani! Su, bidon, huni, el arabası, daha çok bahşiş için daha fazla ve hızlı servis derken vücut yaşıma göre kral olmuştu. Aslan Kral! Çıplak Kral! Tatsız Kral! Yolculuğa çıkılacak sabahın öncesindeki gecedeydik. Nefesler tutulmuş, ayaklar karıncalanmış, paletler çantaya tıkılmış, tava, çaydanlık ve ekmek bıçağı çantanın dibine yerleştirilmiş, kaçak alınan uzun Marlboro sigarası çorabın içine konmuş sabahı bekliyordu. Koğuş kalk 05:30'du.
Sabah kazık kadar arkadaşımızın babasına yalan söyleyerek yola koyulduk.(söyleyememiş babasına, dedesine gidiyoruz çocukların demiş) Vardık Keşan'ın gözde tatil beldesine. Vakıflar Köyü. Çölde bir vaha değil, çölde bir kutup ayısı gibi karşıladı bizi. Biz de deve değildik tabiki. Hepimiz bedevi.
Sonrası çok kısa, tuz gölüne sıçıldı, küçük tüp alınıp çalınmasın diye göt kadar çadırda onunla uyundu, rakı içildi, denize girildi, çalılıklara sıçıldı, akşam gün batımı izlendi, yemek yapıldı, bıçak bilendi, darbuka çalındı, rakı içildi, cin geldi, biz gittik!

Ölürken aklıma birşey gelecekse, O birşeyin biraz birşeyi budur!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder