
...son biramı söyledim. Öylece oturuyordum. Kendi kendimi dinleyip otobiyografik bir üslupla geçmişimi sınıyordum. Yakın geçmiş. Hnüz bir saat olmamıştı pişman olalı. Son biramın şerefine ve son bir saatin içmişliği şerefine çerez koydu kız masama. Bakmadım bile ne olduğuna. Beyaz giymiş, Akdeniz'i seyreden oğlancı filozof kıvamında karşımdaki aynaya bakıyordum. Işığın azlığından olacak pek bir az gösteriyordu arkamdaki masaları. Sevgili konteynırı olmuştu içerisi. Diğer kalanlar bahçede, sıcakta, et pazarının en yoğun olduğu ve ürünlerini satmaya çalışan 'pazarcıların' bolca bulunduğu yerde koloni oluşturmuşlardı. Kendi halinde, bol gürültülü ama az çiftleşme potansiyeli barındıran bir koloni... Diğerlerinin ileriye dönük çoğalma ihtimallerini düşünürken istemsiz elim çerez kasesine gitti. Ben olsam o kaseyi kül tablası olarak kullanırdım! Bu kaseyi kullanarak sıcak ama mesafeli, derin ama sığ bir Rock Bar havası verilmek istenmişti sanırım. Tuzlu fıstık severdim. Kasenin içinden elime soslu mısır denk gelmişti. Olabilirdi! İki kere çiğnedim. Tek lokmada yuttum. Ardından sıcak ve neme nispet yaparak tek yudumda biramı da bitirdim. Eski şampiyonlardandım nasılsa. Hız ve güç benim göbek adlarımdı. Sonra soslu mısırın damağımda bıraktığı tada hüzün besledi kendi kendimeliğim. Baharatlarını ayrıştırdım dilimin farklı yerlerini kullanarak. Kimyon vardı, biraz karabiber, biraz körilenmişti uçları, mısır yağı ayrı bir hava katmıştı hap kadar çereze. Bunca tat, onca emek şuncacık tanede toplanmış! Kocaman adamda onca emek, bunca laf boşa gitmiş...
Bunlara dert yanan kişi vasati 40 çöp etmeyen, çocukların erişemeyeceği yerde saklanılmasına gerek duyulmayan, çalkalanmadan da içilebilen, soğuk tüketilmesede olan, made in china değil made in çayna yazılacak kadar imütasyon üretilen, esmeraldanın kamburundan, devenin hörgücünden daha yamuk olan, uzaktan kumandası sonradan takılmış ama bozularak sahiplerini tekrar yanına gelmeye zorlayan bir televizyon gibi hissetmekte olan kişiydi.
Aklından geçenleri dinlerken önündeki koca kaseyi bitirmiş ve yeni bir bira söylemek için elini havaya kaldırmıştı. Çiftleşme heveslisi güruhun çoğu barı terk bile etmişti. Kaldırdığı eli görmeyen garson kıza doğru dönerken yan masasına oturmuş kadını gördü. Vallahi de billahi de ona bakıyordu. Sesini baritonlaştırdı, hafif yerinde doğruldu ve bira CL'ini 70'liğe çıkardı. Şimdi siktir etme zamanıydı aklındakileri. Hayat kısaca Parkinson'du onun için.
Kadın güzel, O yalnız, mısır soslu, vakit vardı...
...sabaha karşı kadın İstanbul sıcağına, çırılçplak durduğu Fransız stili balkonda çok büyük küfür denemeleri yapıyordu. Vasati çok kibrit eden adam da geçen hafta yaptığı iş başvurusunu düşünüyordu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder