
eğer bir bilinç kendini inkar yoluna giderse beyin buna müdahale eder ve gerçek algısını bünyeye ve kendi yönettiği bilince dikta ederek kabul ettirir. istersen etme birader der. der ve küstahça diğer işlerine geri döner. beyin dediğimiz patronun gerçeği yakalama, ayıklama ve bize inandırma gibi bir görevi vardır. bünye bundan kaçamaz ve ona boyun eğer. yani siz aslında havada uçuşan peter panlar görebilirsiniz, belkide sylvia plath la yan yana masalarda öğle yemeği de yiyiyor olabilirsiniz... ama beyninize bunların gerçek olmadığını söylediğiniz ve de beyin bunları gerçek olamayacak kadar hayali bulduğu için ayıklar ve sizi bir esnaf lokantasında tesisat ustası Muhammer ustayla beraber yemek yiyor yapar. bu daha inandırıcıdır beyin için çünkü... Geçen gece gördüğünüz hayaleti ne arkadaşınıza ne de beyninize inandıramazsınız. öyle bir hapistir ki bu ; yaptığınız, gördüğünüz hatta yediğiniz herhangibir şeyi beyniniz tanımıyor, bilmiyor ve inanmak istemiyorsa siz de tanımaz, bilmez ve inanmazsınız...
salakça ve kısa bir örnek vermek gerekirse; Amerikamızın keşfinde (tükçeleşmiş halini yazıyorum) kolomb'un gemileri kıta açığında 3 gün kadar kalmıştır. Ada yerlilerinin hiç biri gemileri görmemiştir. aslında gözleri görüyordur, kulakları işitiyordur sesleri ama daha önce hiç öyle yapılar görmedikleri için beyinleri bu gemilerin o açıkta olduğunu reddediyordur. aradan 3 ya da 7 gün geçtiğinde sonunda bir yerli gemileri görmüştür. diğer arkadaşlarına gemileri tasvir ettiğinde diğer kabile üyeleri de gemileri yavaş yavaş görmeye başlamıştır. yani inanmaya başladıklarında yeni dünya onlara göz kırpmıştır...
demem o ki; bu adamlar bize ne yapıyorlar da biz inanmıyoruz gördüklerimize. nasıl oluyor da ; bizim gibi insanlar kirasını zor ödedikleri zemin kat evlerde, rutubetten şirin kar tanelerine benziyen beyaz küfler çıkan duvarların arasında hapsoluyoruz. nasıl oluyor da inandığımız halde uçamıyor ve sosyal sigortamızın zar zor karşıladığı masraflarla dökük bir devlet hastanesinde solunum yetmezliğinden ölüyoruz???
Bana bak beyin!!! Ya bana inanırsın ya da seni havaya uçururum....
not: bu sana son ihtarım.
salakça ve kısa bir örnek vermek gerekirse; Amerikamızın keşfinde (tükçeleşmiş halini yazıyorum) kolomb'un gemileri kıta açığında 3 gün kadar kalmıştır. Ada yerlilerinin hiç biri gemileri görmemiştir. aslında gözleri görüyordur, kulakları işitiyordur sesleri ama daha önce hiç öyle yapılar görmedikleri için beyinleri bu gemilerin o açıkta olduğunu reddediyordur. aradan 3 ya da 7 gün geçtiğinde sonunda bir yerli gemileri görmüştür. diğer arkadaşlarına gemileri tasvir ettiğinde diğer kabile üyeleri de gemileri yavaş yavaş görmeye başlamıştır. yani inanmaya başladıklarında yeni dünya onlara göz kırpmıştır...
demem o ki; bu adamlar bize ne yapıyorlar da biz inanmıyoruz gördüklerimize. nasıl oluyor da ; bizim gibi insanlar kirasını zor ödedikleri zemin kat evlerde, rutubetten şirin kar tanelerine benziyen beyaz küfler çıkan duvarların arasında hapsoluyoruz. nasıl oluyor da inandığımız halde uçamıyor ve sosyal sigortamızın zar zor karşıladığı masraflarla dökük bir devlet hastanesinde solunum yetmezliğinden ölüyoruz???
Bana bak beyin!!! Ya bana inanırsın ya da seni havaya uçururum....
not: bu sana son ihtarım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder