13 Eylül 2009 Pazar

şafağam mı kalmış....


Dağları karlı ve çam ağaçlarıyla kaplıydı. Güneşte kavrulup, gölgede donduğum eski bir topraktı. Bir zamanlar batının Çanakkalesi gibi buraları da kan kırmızısı boyanmış... Metrekare başına hesaplanıyormuş uğruna ölen asker sayısı. SARIKAMIŞ... Güzel coğrafya....

İlk aydan sonra, hafif converse' leri giydikten sonra, yolların aslında o kadar da ağır olmadığını anladım. Dışarda yağan yağmurun ıslatmadığını ve soğuk havanın asla üşütmediğini anladım. Kalktıktan sonra günlerin aslında gerçekten 24 saat olduğunu, zamanın çabuk geçen bir kavram olduğunu anladım. Kambur yürümeye hakkım olduğunu, yemek yerken şükretmenin aslında kıymetli birşey olduğunu ve sakalın uzayan birşey olduğunu anladım. ASKERLİK...Güzel mesele.

Sayılmanın! Günde 3 kere sayılmanın manasının derinliklerinde kaybolmanın ne kadar kafa karıştırıcı ve dinlendirici olduğunu anladım. Kimseyle konuşmadan herkesle konuşabileceğimi anladım. Bağarmanın yasal olduğunu ve en çok buna sevindiğimi anladım. Bağırarak kitap okuyamayacağımı ve kendinden 8 yaş küçük askerciklerin nasıl da senin abin olabileceğini anladım...

Yaşın kaç olursa olsun buraya geldikten sonra hep aynı şeyleri hissediyormuşsun. Basit ve klişeleşmiş bir tabirle '' yeşilleri giydikten sonra ortalama yaşın '3' oluyor''... Düşünmeyi bıraktım. Bazıları gelecek hakkında planlarını burada değerlendirdiğini söylüyor... ben buna pek imkan vermeyenlerdenim. Geleceğimi şekillendireceğim planlarımı 3 yaş düşünceleriyle baltalayamam. Ben olduğunca geçmişi düşünenlerdenim. Yani ortalama yaşım 3 se bu da reankarnosyon geçirmiş biri olduğumu ve önceki hayatımı düşündüğümü gösteriyor bu sınırlar içinde.... Güzel düşünce...

Ev adamı değilim. Öyle günlerini ya da gecelerini evinin sözüm ona sıcak ortamında geçiren biri olamadım hiç; burası için geçerli değilmiş bu tavır!! Halıya basmak bile çok şiddetli özlem sebebi olabiliyormuş. Koltukta yayılarak oturmak ve sıkıcı bi filmde yine o koltukta sızıp kalmak... Ne büyük nimetmiş diyebiliyorsun.

Kronik astımı olan benim gibiler için 2600 metrede askerlik yapanlara kolaylıklar diliyorum. Sabah sporunda 2 burun deliği ve bir ağızın nefes almak için yeterli olmadığını anladığınızda; gözleriniz kararmış, mideniz ezilen bir içecek kutusu gibi büzülmüş, dudaklarınız birbirine yapışmış, gözleriniz eski evlerdeki kapılarda bulunan buzlu camlardan hayata bakar gibi görür ve iki kibrit çöpünün üstüne su damacanası koyulmuş gibi titrer bacaklarınızla K2 zirvesi yapar durumda buluveriyorsunuz kendinizi...

Uzun lafın kısası - askerde hep kısa tutmalısınız lafınızı- ben askerliği sevdim... Bir daha kendimi bu kadar zorlayacağım ve sınavından kaçamayacağım hiçbir durum olmayacaktır sanırım....

bir asker söylemi : ''Atarsa 125 ulan. Var mı ötesi? Zoruna giden HARBİ çeksin..........''


1 yorum:

  1. :))
    kuzen coşmuşsun sen orda. :))
    gel bir an önce özledim seni, muhabbetini.

    YanıtlaSil