18 Haziran 2010 Cuma

KAN VAHŞET SÜMÜK





Özlemlediğim kadarıyla, kadınlarımın hepsi ayrılıkçıydı. Kendilerine göre yaftalayıp, ayrılık mesajlarını bu kalıba uyan tavırlarla ulaştırırlardı. Sonra benimle postmodern romantizmi tartışır, aslında hepsinin günümüz filmlerinden çıkma saçma özlem yaşantıları olduklarını söylerlerdi. Böyle zamanlara denk gelen ilişkilerimden sonra annemi özlemeye başladığımı anladım. Anne özlemek kutsal bir tapınma şeklini almaya başladığında, kitaplıkta raflar dolmaya başladı. Asosyal bir postmodern anarşist için okunacak çok fazla kaleme alınmış kirli deneme vardı. Okudukça bunların deneme değil sadece bir yanılma yöntemi olduğu ortaya çıkardı. Kitaplıkta raflar boşalmaya başladığında ise aydınlanma süreci başlamaya yüz tuttu derdim. En iyi konuşabildiğim adamla, bunun, rafların doluluk oranıyla doğru orantılı olup olmadığını tartışırdım. En iyi konuşabildiğin tabiî ki sadece bir ‘’ADAM’’ dır. Konuşmalarımın başarı derecesinin Kadın-Erkek orantılı olup olmadığını da yine bu ADAM’la tartışabilirdim. Kısır döngü, kadınların oluşturduğu denizde ortaya çıkan kallavi bir girdap olur, güçlü kollarıyla beni içine çekerdi.
Bıraktığım kötü alışkanlıklarımın iyiliğini bu kötü zamanlarda sorguladım. Sorguladım da duruldum, sordum arkandan yoruldum.

Büyük aşklara susadığım kadarıyla ulaşılmazlıkları, en az 'elimde olanı' kadar yakındı. Ölçüp tartmakla uğraşmaktan ölüp kalacağımı hiç düşlemleyemedim. Bazı durumlarda yetindim, bazı durumlarda da yetinmedim. Yetindiğim durumların biri (1) geçmemesi de aşka yek attığımın büyük kanıtıdır. Kanıtladığım kadarıyla hiç yetinleyememişim. Anlamladım, anladım !

Büyük kütüphanelerin dolmasını sağlayan yazarların kendi kütüphaneleri kadar düşünebildim. Düşüncelerim büyük bir yapıyı oluşturmaya yardım edecektir mutlaka ama O habersiz Ben habersiz... Yıkılmaya yüz tutmuş o büyük kütüphanelerin molozlarını aklımın boş arazisine boşaltmak yasaktır. Aksi şekilde davrananlar 'Akıl-Fikir Ofisi' tarafından cezalandırılacaktır.

Çocukladığım kadarıyla hala yaşını almış bir ağacın, kimsenin dokunmadığı yapraklarından birine dokunmak istiyorum. Sonbaharı bekleyip yaprağın yere, yani ayağıma gelmesini beklemeden. Tırmanıp en güçlü dalına, abanıp, o yeşil, canlı, dokunulmamış, insan etinden habersiz ağaç uzvuna dokunmak istiyorum. Bunu istemekle beraber o bahsettiğim Akıl-Fikir Ofisine sahip olmadığımı göstermiş oluyorum. Bende ne akıl var ne fikir ne de ofis. Cezayı kendime kesiyor ve o tutanak tutmaya yetkili düşünsel merciin kapısına sümüğümle mühür vuruyorum.

Kansız ama vahşet dolu bu beyin oyununun sahnedeki adını da KAN VAHŞET SÜMÜK koyuyorum.
Keyifli seyirler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder